Bilimin Işığı

Mindfulness, 1970'li yıllarda Prof. Dr. Jon Kabat-Zinn tarafından Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Stres Azaltma Kliniği ve Tıp, Sağlık ve Toplumda Farkındalık Merkezi'nde uygulanmaya başlanmıştır. Bu yıldan itibaren ise üzerinde yapılan araştırmalar ve yazılan makaleler artarak bilim dünyasının da ilgilendiği ve kucakladığı bir alan haline gelmiştir. 

Doğunun Felsefesi

Doğu felsefesi olarak da duyabileceğimiz Mindfulness pratikleri kökenini Uzak Doğu Meditasyon geleneklerinden alır. Yaklaşık 2500 yıl öncesinde, Buda’dan bile öncesinde Hintli bilginlerin uyguladığı konsantrasyon ve zihin müdahaleleridir. Özellikle Asya ülkelerinde geleneksel haliyle öğretilmeye devam edilen bu tekniklerle tanışan bilim insanları ve araştırmacılar zamanla Mindfulness yaklaşımını batıya taşımışlardır.

Tam Olarak Mevcut Olmak

Mindfulness

Uyanık olma hali; kendini hatırlama, Dharma yolu 

 

Mindfulness, Pali dilinde ‘Sati’ kelimesinin İngilizce hali. Tanım olarak birden farklı cümle ile tanımı yapılabilir ama bu çok yetersiz kalır. Mindfulness asıl anlayışı deneyim ile sunar.

Ancak yine de tanımlamak gerekirse, şimdiki an içerisinde olan her şeyi ve her anı, yargısızca ve uyanık bir zihinle gözlemleme, tanıklık ve bilinçlilik hali diyebiliriz. 

 

Dünyaya gelen her bir insan, sahip olduğu doğal ve güçlü potansiyeli kendiyle maddesel alana taşır. Bilinci ve zihnin modları ile kademe kademe tanışır ve bu doğrultuda yaşam içerisinde beceriler geliştirir. Bu beceriler ve getirdikleri ise dünya yaşantısı ile kurulan fiziksel, zihinsel ve duygusal ilişkilerimizi belirlemede büyük rol sahibidir.

 

Günümüzün modern ve hızlı yaşantı tarzında ise çoğu zaman doğuştan sahip olunan bazı ayrıcalıklar beslenmediği için günden güne unutulabilir ve onlarla kurulan bağ zayıflayabilir. Zihnin yorucu modları, geçici formundan uzaklaşarak hayatın başrolünü üstlenebilir.

 

Bu nedenle uyanık bilinçle yapılan günlük rutinler, çalışma alanları, mesleki sorumluluklarımız, oturma ya da hareket pratikleri bize aslında hiç bilmediğimiz bir dünyayı anlatmaz. Bize hali hazırda kullanılmayı bekleyen bir yeteneğimizi kullanmayı öğretir. 

 

Bu, kasten bakmamız ve gözlemlememiz gereken bir yerdir. Bu nedenle çoğu uygulayıcıya ilk başta sıkıcı ya da çok hafif bir uygulama gibi görünür. Oysa bu aracısız, kasti ve direk gözlemleme hali yavaş ama derin bir çalışma prensibidir.

 

Bu bir hatırlama ve tanık olma yoludur.